Sevgili dünya,
Öncelikle buradan tek başına çocuk büyütmeye çalışan bütün annelere ve babalara sabır dilemek istiyorum. Çocuk büyütmek zor zanaat. Ebeveynlerimizi sevelim. Bence her ilgili ebeveyn için heykel dikmeliyiz. Bunu anladım, gördüm ve hissettim. Annem hep “Çocuğun olunca anlarsın” derdi de inanmazdım. Çocuğum olmadı ama papağanım oldu. Sabrımın sınırları don lastiği gibi genişlediğini hissedebiliyorum. Duygusal laçkalaşma için ise herhangi bir benzetme bulamadım.
İkinci paragrafımda Jazz’ı elden beslenmeye alıştıran çocuğa seslenmek istiyorum: İNŞALLAH SABAHIN 7:47′SİNDE UYANIP MAMA İSTEYEN BİR ÇOCUĞUN OLUR SENİN DE!!! UMARIM MAMASINI DA ÜSTÜNE TÜKÜRÜR!! BEN ÇEKİYORUM SEN DE ÇEK LAN!
Üçüncü paragrafımda ise kendimi telkin ediyor olacağım. Burayı geçip sonucu okuyabilirsiniz isterseniz. Evet, başlıyorum: Sera, yarın okula gidecek ve eğleneceksin. Özlediğin arkadaşların ve Emre var. Bence her şey süper olacak. Bence kalkabilirsin sabah. Buna inanıyorum. Change, we can, Sera. ORRAAAAYT!
Sonuç olarak, Cafe Palace’ın porsiyonları gerçekten çok büyük. Bir de Adana’dan, geçirdiğim sabah cinnetlerinden birinde, bir başka Jazz’ı besleme seansı esnasında mama sipariş etmiştim acaba nerede o. Umarım yarın gelir ama evde de biri olur. Olmazsa ne olur bilemiyorum. Ayrıca 30 TL’de ütülmüş olabilirim ama bunu yarın okulda öğreneceğim. Öğrendiğim zaman bu yazıyı edit’lemeyeceğim. Sanki hiç ütülmemişim gibi yapacağım. Alternatif gerçekliğimde kendime küçük bir dünya kurdum, ütülmüşsem bir süre orada yaşayacağım.
PS: (500) Days of Summer çok güzeeeeeeel. Bence herkes gitsin izlesin. Şimdi sırada Julie & Julia ve New Moon var. Kesin izlemek lazım.

Monday, 12. October 2009 1:38
papağanı elden beslemek… ilginç bişi tabi orda duran mamayı yemioda illah elindenmi yicek
Tuesday, 13. October 2009 9:50
Bilmiyorum ama yakında aklımı yiyeceğim ben o kesin.